Son eklenen güncel ürtiker makaleleri içermektedir

Ürtiker ve Biorezonans

Biorezonans nedir?

1976 yılında Morell ve Rasche insan vücudunda önemli düzenleyici fonksiyonları olan zayıf, düşük frekanslı elektromanyetik alan (1-105 hertz) olduğunu gösterdiler. Biorezonansın endojen formunda varsayılan bu  osilasyonlar el ve ayaktaki elektronlarla toplanır ve sonrasında elektronik akış tedavi amacıyla tekrar vücuda verilir. Ekzojen formunda ise biyolojik olarak aktif maddelerin varsayılan osilasyonları elektronik akım (ör alerjenler) ya da büyütme sonrası tedavi amaçlı insan vücuduna aktarılır.

Ekzojen biorezonans tedavisi alerjik hastalığı olan çocuklarda kullanılmaktadır.

Kronik ürtiker biorezonansın yeri var mıdır?

Literatürde biorezonansın etkilerine dair tıbbi kanıt oldukça az olmakla beraber, 2009 yılında yapılan bir derlemenin verileri aşağıdaki gibidir. Ancak derlemede çalışmaların bilimsel değerini gösterecek veriler eksiktir. Çalışmaların uluslararası bilim dili olan İngilizce’den farklı dillerde olması verilere ulaşmayı zorlaştırmaktadır.

  • 56 hasta (10 çocuk ve 46 erişkin), etkinlik oranı ( iyileşme hali+tam tedavi edilenlerin oranı): çocukta %90 ve erişkinde %56
  • 56 hasta (çoğunluğu çocuk): etkinlik oranı %66.6
  • 69 hasta (çocuk ve erişkin):etkinlik oranı %76.8

Bilimsel veriler tarandığında biorezonansın kronik ürtikerde tedavi için kullanılmasına dair kanıt son derece yetersizdir. Etkin bir tedavi şekli olduğunu göstermek için daha fazla kanıta ihtiyaç vardır.

 

Ayrıntılı bilgi için tıklayın

İnatçı Ürtiker (Kurdeşen)’de Bitkisel Tedavi Seçeneği Var Mı?

 

İnatçı ürtiker ile ilgili olarak bitkisel tedavi üzerine en çok Çin ve Doğu Asya’da çalışılmıştır.

Xiaofeng Powder inatçı ürtikerde sıklıkla kullanılmaktadır. Deneysel çalışmalarda fare kemik iliğinden köken alan mast (alerjik reaksiyonlarda ana rol oynayan hücre) hücrelerinden IgE (alerjiye yol açan madde) salınımını azallttığı gösterilmiştir.  Çin tıbbında bu madde başka bitkilerle karıştırılarak kurdeşen tedavisinde uygulanmaktadır.

Kore’de ise kronik ürtiker (kurdeşen ) tedavisinde  Gwakhyangjeonggi‑san  kullanmaktadır. Bu bir bitki karışımıdır. İçeriğinde hint nanesi (Agastache rugosa), deli fesleğen (Perilla frutescens), melek otu (Angelica dahurica), seylan kaşusu (Areca catechu), Poria hindistancevizi (Poria Cocos), houpu manolyası (Magnolia officinalis),mandalina ( citrus reticulata), yeşil ejderha bitkisi (Pinellia ternata), balon çiçeği (Platycodon grandiflorum), meyan ( Glycyrrhiza uralensis), hünnap (Ziziphus jujuba), zencefil (Zingiber officinale) bitkileri bulunmaktadır. Hazırlanan bu karışımla yapılan klinik bir çalışmada 30 hastanın  yarısında belirtilerin geçtiği saptanmıştır.

Japon tıbbında kullanılan Yokukansan 7 çeşit bitkinin karışımından oluşmuştur. Bu bitkiler, Çin kökenli bir bitki (Atractylodes lancea), bir mantar türü  (Poria sclerotium), kök özü (Cnidium rhizome), kedi pençesi (Uncaria hook), Japon Angelica kökü (Japanese Angelica root), Bupleurum  kökü  ve meyan kökü (Glycyrrhiza) ‘den oluşmaktadır. Deneysel çalışmalarda bu bitki karışımının mast (alerjik reaksiyonlarda ana rol oynayan hücre) hücrelerinden alerji yapan maddelerin  salınımını azalttığı gösterilmiştir.

Bu  Uzak Doğu’nun karışım bitkileri haricinde günlük yaşamda nispeten daha  sık kullanılan aşağıdaki bitkilerin vücutta histamin salınımını azalttığı bilinmektedir.

1)Tarhun otu

2)Alman papatyası çayı

3)Isırgan otu

4)Çörek otu tohumu ve yağı

5)Havlıcan

6)Zerdaçal

 

Bu alanda özellikle Uzakdoğu tıbbında bitkilerle yapılan birçok tedavi şekli bulunmaktadır.  Ancak bunların çoğu bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Özellikle çocuk yaş grubunda yapılan çalışmalar çok kısıtlıdır. Alerjik hastalığı olan çocuklarda özellikle daha önce tüketmedikleri bitkilerle kurdeşen gelişme olasılığı yüksek olduğu için mutlaka izleyen doktordan bu konuda görüş alınmalıdır.

İnatçı ürtiker (kurdeşen) tedavisine iyi gelen yiyecekler var mı?

Vücutta ürtiker (kurdeşen)  öncelikle histamin adı verilen maddenin  salınımına bağlıdır. Bazı yiyeceklerin histamin salınımını azalttığı bilinmektedir.

1)Su teresi (Mast hücrelerinden histamin salınımını azaltır)

2)Bezelye filizi (hücre dışı histaminin yıkımını arttıran diamin oksidaz içerir)

3)Kırmızı soğan (Histamin salınımını inhibe eder,  mast hücrelerini stabilize eder, hücre dışında  histamin seviyelerini düşürür)

4) Sarımsak(Mast hücrelerinden histamin salınımını azaltır)

5)Kekik (Mast hücrelerinden histamin salınımını azaltır)

6)Karabiber(Mast hücrelerinden histamin salınımını azaltır)

7)Nar (Mast hücrelerinden histamin salınımını azaltır)

8)Elma (özellikle kabuğu)( Mast hücrelerinden histamin salınımını azaltır)

 

Ayrıntılı bilgi için tıklayın

 

 

 

 

Ürtiker Tedavisinde Akupunkturun Yeri Var Mı?

Akupuntur nedir?

Akupuntur kelimesi Latince ‘acus’(iğne) ve ‘punctura’ (penetrasyon (delme)) kelimelerinden köken almaktadır. Akupunktur 2000 yıl önce Çin’de ortaya çıkan deriye uygulanan bir iğne ile vücudun belli noktalarının uyarılmasıyla hastalıkların tedavi edildiği bir tamamlayıcı tıp uygulamasıdır. İğne haricinde akupunktur uygulayıcıları el ile basınç, elektriksel uyarı, mıknatıs, düşük güçte lazer, ısı ya da ultrason ile de akupuntur da uygulamaktadırlar. Akupunktur birçok farklı şekilde uygulanabilir. En bilinen akupunktur uygulama çeşitleri, geleneksel Çin, Japon, Kore, Vietnam ve Fransız akupunkturudur.  Ele, kulağa ya da kafa derisine uygulanan spesifik çeşitleri de vardır.

Akupunktur hangi düşünceye dayalı olarak ortaya çıkmıştır?

Akupunktur temel olarak Çin felsefesinin iki önemli düşünce  şekli  Konfüçyüsçülük ve Taoculuk’tan gelmektedir.  Bu iki felsefe özellikle de Taoculuk doğanın kurallarını anlamanın önemi ve insanların bu kurallara direnç göstermek yerine uyum ve bütünlük sağlanmasının önemi üzerinedir. İnsan vücudu evrenin düzenin bir yansımasıdır. Bu nedenle doğayı açıklayan yin/yang ve beş element akupunktur teorisinin temelini oluşturur. Hekimin görevi vücudun dış çevre ile ilişkili olarak iç çevresi ile de denge içerisinde olmasını sağlamaktır.

Akupunkturdaki üç önemli bileşeni nedir?

1)Qi genellikle ‘hayat enerjisi’ olarak çevirilir. Bu enerjinin tüm şeylerden geçtiği, farklı formlarda yer aldığı ve vücudun meridyenleri arasında gezdiği düşünülür. Bu enerji insan vücudunda doğuştan itibaren vardır ve bir ömür boyu 24 saat süreyle akar.

2)Yin ve yang birbirini tamamlayan zıtlıklardır ve doğadaki herşeyin tanımında kullanılırlar. Yin maddenin daha yoğun ve bedensel yanı iken, yang maddenin ruhani ve arıtılmış halidir. Bu ikisi arasındaki etkileşim dinamik ve sürekli dönüşüm halindedir. Akupunktur uygulayıcılarına göre sağlık dinamik olarak bu dengenin sağlanmasıdır, hastanın denge halinin bozukluğu seri ölçümlerle ortaya konur. Eskiden bilindiği gibi hastanın ‘daha yin’ ya da ‘daha yang’ olmasından öte kalitatif ölçümler, muayene  ve şikayetlerinin kullandığı daha karışık ölçümler yapılmaktadır.

3) Beş element yin/yang teorisi ile birlikte Çin tıbbının temelini oluşturur. Bunlar ateş, toprak, metal, su ve ağaçtan oluşur. Bu elementler doğanın temel bileşeni değildir, döngüdeki temel oluşumları ve fazları temsil ederler. Hayati organların çoğu, akupunktur meridyenleri, duygular ve diğer sağlık ilişkili değişkenler her bir elemente bağlıdır böylece her kişide görülen denge dinamiklerinin genel tanımı sağlanır.

Akupunkturun kronik ürtikerde yeri var mı?

Akupunkturun kronik ürtikerdeki etkinliğini ve güvenliğini araştıran en kapsamlı derlemede 6 çalışma ve 406 katılımcı değerlendirilmiştir. Akupunktur ilaçlarla( anti-histaminik olarak adlandırılan ve vücutta kurdeşen ortaya çıkmasına neden olan histamini azaltan ilaç)) karşılaştırıldığı 3 çalışmada, akupunkturun ilaçlardan belki daha etkili olduğu bulunmuştur. Diğer 3 çalışmada ise ilaçlara akupunktur tedavisinin eklenmesi değerlendirilmiş ve tüm yakınmaları düzeltmede akupunkturun ilaç tedavisine eklenmesinin sadece ilaç kullanmaktan daha etkili olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlar akupunkturun ilaç tedavisine eklenmesinin etkili olabileceğini göstermiştir.

Batı tıbbında akupunkturun mekanizması net olarak açıklanmamıştır. İnsanlarda ve hayvanlarda yapılan çalışmalarda histaminin etkisini azalttığı ve bağışıklık sistemini düzelttiği gösterilmiştir.

Kronik ürtikeri olan hastalarda akupunktur güvenlidir ancak şu andaki bilimsel verilere göre etkili olduğunu gösteren kanıtlar yetersizdir. Etkinliğine dair daha güçlü bilimsel verilere ihtiyaç vardır.

 

Ayrıntılı bilgi için tıklayın

Fiziksel Ürtikelerin Teşhisi ve Tedavisi

Fiziksel ürtikerler genel toplumun %5’inde ve kronik ürtikeri olan hastaların %10-50’sinde bulunur. Son yapılan araştırmalar ile tek başına veya kronik spontan ürtiker ile beraber bulunan fiziksel ürtikerin daha kötü prognoz ve hastalık süresi ile ilişkili olduğu ispatlanmıştır. 

Fiziksel ürtikerin en sık görülen alt tipleri dermografizm ve gecikmiş basınç ürtikeridir. Tanı, spesifik provokasyon testleri ile konulur ve hastalık yönetiminde kaçınma tedbirleri, sedatif olmayan antihistaminiklerle farmakolojik tedavi ve inatçı vakalarda alternatif ilaçlara yer verilir. Bu makale ile dışarıdan fiziksel uyarılarla indüklenen ürtikerlerin prevelansları, kilinik görünümleri, teşhis yöntemleri ve tedavileri ile ilgili bilgi verilmesi için yazılmıştır.

Uyarılabilen ürtiker nedir?

Ürtikerin spesifik bir neden ile uyarılması sonucu gelişmesi durumuna denir. Uyarılabilen ürtikerler fiziksel ve fiziksel olmayan nedenlerle uyarılabilmektedir. Fiziksel olmayan nedenlerle uyarılabilen ürtikerlerlere örnek olarak kolinerjik (ter alerjisi), suya bağlı, egzersize bağlı ve temasa bağlı ürtiker sayılabilir. 

Fiziksel Ürtiker nedir?

Kronik spontan/idyopatik ürtikerle zıt olarak, uyarılabilen ürtiker terimi, genellikle ürtiker gelişiminde spesifik bir tetikleyici neden vardır. Bu spesifik tetikleyici faktör eğer fiziksel faktör ise buna fiziksel ürtiker denilmektedir.

Fiziksel ürtikerler, mevcut uluslararası kılavuzlarda, kaşıntılı kızarıklıkların ve/veya anjioödemin fiziksel uyaranlarla tekrar ortaya çıktığı bir grup hastalık olarak tanımlanmaktadır.

Fiziksel ürtikerler arasında, dermografizm, gecikmiş basınç ürtikeri, soğuk, sıcak, güneş ve titreşime bağlı ürtiker/anjioödem bulunmaktadır. Öte yandan, akuagenik (suya bağlı) ve kolinerjik ürtiker (Ter alerjisi), kabarıklık oluşumları fiziksel bir uyarı ile indüklenmediğinden fiziksel ürtiker grubuna dahil edilmeyen uyarılabilen formlarıdır.

Fiziksel ürtikerler nasıl gelişir?

Kronik ürtikerin diğer tiplerinde olduğu gibi, fiziksel ürtikerlerin oluşması deridedeki mast hücresi denilen hücrelerden kaşıntı ve kızarıklık yapan maddler olarak bilinen histamin ve diğer inflamatuar mediatörlerin salımına bağlıdır.

Bu makalede, fiziksel ürtikerin farklı alttiplerinin prevalansı, patogenezi, klinik tabloları, tanı metodolojisi ve yönetimi ile ilgili mevcut bilgiler güncellenmiştir.

Fiziksel Ürtikerler Ne Sıklıkta Görülmektedir?

Fiziksel ürtikerleri toplumun % 5’inde olduğu ve kronik ürtikerli hastaların % 10 ila 50’sinde bir fiziksel ürtiker komponenti (genellikle semptomatik dermografizm ve gecikmiş basınç ürtikeri) var olduğu tahmin edilmektedir. Aslında, bir hastada aynı anda iki veya daha fazla iuyarılabilen ürtiker formu görülebilirken, fiziksel ve kronik spontan ürtiker kombinasyonunun sıklıkla gözlendiğinin bilinmesi önemlidir. Fiziksel ürtiker komponenti bulunan kronik spontan ürtikerli hastalarda hastalık süresi uzamakta ve iyileşme şansı azalmaktadır.

Fiziksel ürtikelerinin yaşam boyu prevalansı % 4-6 olarak tahmin edilmektedir. Yeni bir çalışmada kronik ürtikerli hastalar arasında uyarılabilen ürtiker prevalansının % 13.1 ile 14.9 arasında olduğu ortaya konmuştur.

Fiziksel ürtikerlerin en yaygın şekli dermatografizm iken (genel popülasyonun % 2-5’inde, kronik ürtikerli hastaların yaklaşık % 10’unda görülmektedir. Gecikmiş basınç ürtikeri tüm kronik ürtikerli hastalarının üçte birinde görülmektedir. Soğuk ürtiker fiziksel ürtiker vakalarının % 5-30’unu oluşturmaktadır. Solar ürtiker nadirdir, Kronik ürtikerli hastaların % 0.4-0.5’inde görülmektedir. Sıcak ile temas ürtikeri %0.2 ve titreşime bağlı ürtiker/anjioödem %0.1 oranında çok nadir görülmektedir.

Fiziksel Ürtikerlerin Tedavisi Nasıl Yapılır?

Fiizksel ürtikerlerin teşhisi klinik öykü (hastanın sorgulaması ve fizik muayenesinden elde edilen veriler) ve tanıyı doğrulamakta, semptomların ortaya çıkmasına neden olan fiziksel uyarı eşiğini değerlendirmekte, hastalığın şiddetini belirlemekte, kaçınma önerilerini vermekte ve tedavi yanıtını izlemekte faydalı olan “challenge prosedürü” uygulamalarına dayanır.

Teşhis amaçlı kullanılan provokasyon testleri, kabartı oluşumu ve anjioödem ile sonuçlanan fiziksel uyarıyı taklit eder. Nadir durumlarda sistemik anafilaktik reaksiyonlar gelişebilir, örneğin soğuk provakasyonu sırasında, bu testler uygulanırken standart acil tedavi uygulanabilir ve hazır olmalıdır.

Fiziksel ürtikerli hastaların yönetimi için genel tedbirler arasında, ulusal ve uluslararası klavuzlar tarafından da önerildiği gibi fiziksel tetikleyicilerin tanımlanması ve kaçınılması ve semptomatik farmakoterapi yer alır. Birinci basamak tedavide konvansiyonel dozlarda sedatif olmayan antihistaminikler, yeterli yanıt alınamaması durumunda dozun dört katına çıkarılması ve ilave bir çare olarak alternatif ilaçlar (omalizumab, siklosporin A) bulunmaktadır .

Fiziksel ürtikerlerin bir kısmında, uyarıya progresif ve kontrollü uzun süreli maruz kalma yoluyla tolerans oluşturma olasılığı vardır. Bu yaklaşım, soğuk ürtikeri, sıcak ürtikeri ve solar ürtikeri için uygulanmıştır.

Dermografizm (Dermatografizm, Dermatografi, Dermatografik Ürtiker, Urticaria Faktisiya)

Fiziksel ürtikerinin bu tipi, cilde bir basınç veya makaslama kuvveti uygulandıktan sonra kabartıların ortaya çıkması ile karakterizedir. Genel popülasyonun %2-5’inde görülen en yaygın fiziksel ürtiker şeklidir. Dermografizm, asemptomatik olabilir, ancak kaşıntı, hastayı tıbbi yardım almaya zorlayacak kadar yoğun olabilir (semptomatik dermografizm).

Dermografi tanısı, cildin ahşap spatula veya tükenmez kalem gibi pürüzsüz küt bir nesneyle çizilmesi suretiyle teyit edilir. Provakasyondan 10 dakika sonra kaşıntılı palpabl bir kabartı mevcutsa, bu test pozitif olarak kabul edilir. Kalibre edilmiş bir dermografometre, 20 ila 160 g/mm2 (196-1569 kPa) arasında değişen basınç uygulayan bir araçtır. 36 g/mm2’den daha küçük uygulanan basınçla kaşıntılı palpabl kabartıların gelişimi, semptomatik dermografizm için tanısal olarak kabul edilir. Farklı basınç düzeylerinin kullanılması ile tetiklenme eşiği belirlenebilir.

Dermografizm hastalarını araştırmak için kullanılan daha basit bir araç da Fric Testi’dir (Moxie, Berlin, Almanya). Bu dört uçlu (sırasıyla 3.0, 3.5, 4.0, ve 4,5 mm uzuluğunda) plastik tarak tetiklenme eşiğinin belirlenmesini sağlayan cilde kademeli makaslama kuvvetleri uygular. Alet dikey olarak yerleştirilir ve önkol volar yüzeyi genişliği boyunca yaklaşık 60 mm mesafede bir kez hareket ettirilir. Provakasyondan sonraki 10 dakika içinde ≥ 3mm boyutunda, kaşıntılı, palpabl bir kabartı mevcutsa, bu test pozitif olarak kabul edilir.

Dermografizm yönetiminde, tetikleyiciden kaçınma ve onaylanmış doz veya artmış dozlarda (dört katına kadar) sedatif olmayan ikinci kuşak H1 antihistaminikler yer alır. Yanıt vermeyen hastalar için alternatif tedaviler arasında omalizumab, siklosporin, fototerapi ve fotokemoterapi bulunmaktadır

Gecikmiş Basınç Ürtikeri / Anjiyoödem

Gecikmiş basınç ürtikerlli hastalarda, bazı durumlarda, lezyonların ortaya çıkması için 12 ila 24 saatlik bir gecikme gözlemlense de, cildin 4 ila 6 saat boyunca sürekli bir basınç uyarısına maruz kalmasının ardından kabarıklık veya şişlik meydana gelir. Lezyonlardan alınan biyopsilerde nötrofil ve eozinofil infiltrasyonunu birlikte görülür.

Gecikmiş basınç ürtiker tanısı, hastaların 10-15 dakika boyunca omuzlarındaki 3 cm’lik bir omuz askısına astıkları 7 kg ağırlığındaki bir zorlama ile teyit edilebilir. 4-5 saat sonra basınç bölgesinde ürtiker ve/veya gecikmiş anjioödem gelişmesi pozitif bir sonuçtur.

Gecikmiş basınç ürtiker tedavisinde, statik basınçlardan kaçınma, yumuşak ayakkabı kullanımı, sıkı kıyafetlerden kaçınma, sedatif olmayan antihistaminiklerin (sıklıkla standart dozdan daha yüksek dozlarda) kullanılması gibi önleyici tedbirler yer alır. Yanıt vermeyen hastalarda kullanılan alternatif ilaçlar arasında montelukast, omalizumab, dapson, sülfasalazin , anti-TNF ve teofilin bulunmaktadır.

Soğuk Kontakt Ürtikeri (Soğuk Ürtikeri, Edinsel Soğuk Ürtikeri)

Soğuk ürtikerden etkilenen hastalar çoğunlukla ciltleri soğuk bir uyarana (soğuk hava, sıvı veya sert nesneler) maruz kaldığında hızlı şekilde kaşıntı, eritem ve şişlik gelişen genç yetişkinlerdir. Bu hastalar hipotansiyon ile ilişkili şiddetli sistemik reaksiyon riski altındadır ve soğuk suya dalma gibi sistemik soğuk maruziyetinin tetiklediği ölümler bildirilmiştir.

Soğuk ürtiker klinik açıdan üç tipe ayrılır:

Tip I soğuk ile indüklenen lokalize ürtiker ve/veya anjioödem,

Tip II jeneralize ürtiker ve

Tip III şiddetli sistemik reaksiyonlarla karakterizedir .

Bu duruma, soğuğa bağlı bir cilt antijenine yönelen IgE otoantikorları aracılık eder ve pasif olarak aktarılabilir

Soğuk ürtikerini sınıflandırmak için klinik olarak kullanışlı ilave bir sistem de şudur:

(1) Primer idiyopatik soğuk ürtikeri,

(2) Enfeksiyonlar (HIV, sifiliz, hepatit, parazitler, bakteriyel enfeksiyonlar), kriyoglobulinemi, otoimmünite, lökokalstik vaskülit, soğuk aglütinin hastalığına bağlı meydana gelen sistemik soğuk ürtikeri

(3)Atipik ve ailesel sendromlar

Soğuk ürtikeri, nadir görülen fosfolipaz C2 gen mutasyonları ve kriyopirin ilişkili periyodik sendroma (CAPS) neden olan soğukla indüklenen otoinflamatuar sendromu-1 geninde mutasyonların yer aldığı rekürren ateş, artralji veya işitme kaybının eşlik ettiği soğukla indüklenen kabartıların olduğu otoinflamatuar hastalıklardan ayırt edilmelidir.

Diğer tanısal değerlendirmeler, soğukla indüklenen sistemik kolinerjik ürtiker, soğuğa bağımlı dermatografizm, gecikmiş soğuk ürtikeri, lokalize soğuk refleks ürtikeri ve ailesel sendromların yer aldığı atipik soğuk ürtikerlerdir .

Soğuk ürtiker tanısı, 5 dakika süreyle önkola koyulan bir buz küpü (buz küpü testi) gibi soğuk bir uyaranın uygulanması ile teyit edilir. Cildin ortam sıcaklığına geri ısıtılması sırasında bir kabarma ve yanma reaksiyonunun gözlenmesi testin pozitif sonuç verdiği anlamına gelir

Soğuk ürtikerli hastaları incelemek için Peltier etkisine dayanan Temp Test (CK Electronic, Köln, Almanya) adı verilen bir cihaz da önerilmiştir. Bir kabarma ve yanma reaksiyonunu indükleyecek en yüksek sıcaklık ve/veya en kısa uyarılma süresinin saptanmasında faydalıdır. 4.0 ila 42 °C arasında 12 farklı sıcaklığın eş zamanlı olarak uygulanması, kritik sıcaklık eşiğinin ve soğuk stimülasyonu zaman eşiğinin değerlendirilmesini sağlar ve bu da hastalığın ciddiyetini tanımlamaya yardımcı olur.

Soğuk ürtikeri tedavisinde şunlar yer alır:

  1. Soğuk maruziyetinden, soğuk yiyecek ve içeceklerden uzak durmak
  2. İlaç tedavisi
  • Non-sedatif antihistaminikler, önerilen veya yüksek dozlarda
  • Ketotifen
  • Montelukast
  • Omalizumab
  • Antibiyotikler: doksisiklin, penisilin
  • Anakinra ve etanercept
  1. Soğuk suya düzenli aralıklarla yavaş yavaş girilerek sağlanan tolerans geliştirilmesi. Daha önce de belirtildiği gibi, bu prosedür sistemik reaksiyon riski taşır. Ayrıca, toleransın korunması için düzenli soğuk maruziyeti gerekir.

Şiddetli durumlarda, reçete edilen epinefrin otoenjektörlerinin de olduğu bir acil eylem planı hazırlanmalıdır.

Sıcak Kontakt Ürtikeri (Sıcak Ürtikeri)

Isı, sıcak bir cismin cilde temas etmesinin ardından kabartıların ortaya çıktığı son derece nadir bir ürtiker nedenidir. Kolinerjik ve solar ürtikerden ayrımının yapılması gerekir.

Tanı, önkol volar derisine sıcak bir uyarı uygulanarak teyit edilir (örneğin, sıcak suyla doldurulmuş metal/cam bir silindir veya 44 °C’ye kadar 5 dakika boyunca sıcak su banyoları 10 dakika gözlenerek). Alternatif olarak Temp Test aracı da kullanılabilir. Testte kaşıntı ve yanma hissinin eşlik ettiği palpabl bir kabarıklık ve yanma tipi deri reaksiyonu görülmesi testin pozitif olduğu anlamına gelir.

Sıcak ürtikeri genellikle nonsedatif H1 antihistaminikler ile tedavi edilir. Yanıtsız vakalarda omalizumab kullanımı ile ilgili veriler bulunmaktadır.

Güneşe bağlı ürtiker (Solar Ürtiker)

Güneş ürtikerli hastalarda cildin güneş ışığına (UVA, 320-400 nm veya görünür dalga boyları, 400-600 nm) maruz kalması ile kabartılar meydana gelir. Kabartılar daha az sıklıkta 280-320 nm UVB veya > 600 nm kızılötesi ışın ile indüklenir.

Solar ürtikeri iki sınıfa ayrılır:

Tip I Güneşe bağlı ürtiker: Serum, plazma veya kutanöz dokularında uygun dalga boyu ile aktive edildiğinde fotoalerjen haline gelen ve IgE reseptörlerine bağlı IgE otoantikorlarına bağlanan, mast hücre degranülasyonu, histamin ve diğer inflamatuar mediatörlerin salınımına yol açan prekursörlerin bulunduğu hastalarda ortaya çıkar.

Tip II Güneşe bağlı ürtiker: IgE’ye bağlıdır; ama prekürsörler hem solar ürtikerli hastalarda hem de sağlıklı bireylerde bulunur.

Güneşe bağlı ürtikeri tanısı koymak için, ürtikeryal lezyonların provokasyonunu taklit etmek amacı ile çeşitli ışık dalga boyları ile ışık testi (phototesting) yapılır. Çeşitli alternatifler şunlardır: bir slayt projektör ampulü (görünür ışık için), floresan siyah ışık (UVB ve UVA dalga boyları), floresan ultraviyole lambası (UVB ve UVA dalga boyları) veya kızılötesi lamba (kızıl ötesi dalga boyları). Minimal ürtikeryal doz, ışık kaynağından 10 cm uzaktaki derinin 1 cm2lik alanı maruz bırakılarak belirlenebilir.

Solar ürtikerinin aşağıdakilerden ayırt edilmesi gerekir:

Polimorf ışık erüpsiyonu: bu tabloda lezyonlar genellikle 24 saatten daha uzun sürer.

Eritropoetik protoporfiriya: bu hastalıkta lezyonlar kaşıntılı olmaktan ziyade ağrılıdır, yaşamın daha erken yıllarında başlar, pozitif aile hikayesi ile ilişkilidir ve protoporfirin seviyeleri yükselmiştir.

Solar ürtiker tedavisinin temelini aşağıdakiler oluşturur:

İlgili dalga boylarından kaçınma, koruyucu güneş kremleri ve kıyafetler kullanma

  1. Güneşe bağlı ürtikerde ilaç tedavisi:

Nonsedatif H1 antihistaminikler

Omalizumab

Siklosporin A

İntravenöz immünglobulinler

Afamelanotide, bir alfa MSH analoğu ve melanokortin reseptör agonisti

  1. UVA ışını öncesi verilen oral 8-metoksipsoralenli fotokemoterapi. Bu tedavi şekli cilt yanıkları ve kanser riski taşır.
  2. Plazmaferez
  3. Zamanla kademeli olarak artırılan maruziyet ile toleransı artırmak için yapılan desensitizasyon

Titreşime bağlı ürtiker (Vibratuar Ürtiker/Anjiyoödem)

Titreşime bağlı ürtiker (Vibratuar ürtiker/anjioödemi) bulunan hastalarda, diş hekimliğinde veya inşaat işçileri tarafından kullanılan delgiler gibi cildin titreşimli bir uyarana maruz kalmasından dakikalar sonra kaşıntı ve şişlik ortaya çıkar. Bu tablo ailesel olabilir.

Ön kol, dirsek veya parmak cildi vortex cihazının lastik kapağına dayansın diye hastanın önkoluna bilek ve dirsek altından kuvvet uygulayan bir vortex cihazına deri maruz bırakılarak tanı konabilir. Ardından, vortex karıştırıcı 780 ve 1380 rpm arasında sabit bir hızda en az 1 dakika olacak şekilde ve 5 dakikaya kadar titreştirilir.

Titreşimli ürtikerin tedavisinde, provokatif uyarılardan kaçınma, egzersiz öncesi ısınma, nonsedatif anti-H1 antihistaminikler, ketotifen ve tolerans geliştirmek için titreşimli uyaranların kademeli olarak artırılması yer alır.

Diğer İndüklenebilir Ürtikerler

Daha önce bahsedildiği gibi, kolinerjik ve suya bağlı (aquajenik) ürtikerler fiziksel grubunda yer almaz; çünkü bunlarda kabartılar fiziksel bir uyaranla ortaya çıkmaz.

Kolinerjik ürtiker vücut ısısında meydana gelen artış ve azalışlar ile olur. Lezyonlar egzersiz ya da lokal sıcaklık uygulaması ile ortaya çıkar. Çoğunlukla gövde ve üst ekstremitelerde yerleşen 1-3 mm’lik folıküler olmayan noktasal lezyonlar, bu durumun tipik belirtisidir. Genellikle egzersiz ile tetiklenir, aynı zamanda emosyonel stres, sıcak ve baharatlı gıdalar ya da içecekler ile de tetiklenebilir ve otolog dilüe seruma karşı bir kabarma veya yanma reaksiyonu görüldüğünden mekanizmasının ter antijenine karşı gelişen bir otoantikora bağlı olduğu kabul edilmiştir.

Tanı egzersiz ya da pasif ısıtma (sıcak suya batırma) ve dinlendirme ile doğrulanır. Tedavi, diğer kronik ürtiker formlarına benzer ve aşırı ısınmadan kaçınmayı, sedatif olmayan antihistaminikleri içerir; bazı olgularda omalizumab’a iyi bir yanıt alındığı gözlenmiştir. Otolog tere desensitizasyon da önerilmiştir.

Aquajenik ürtiker, sıcaklığı önemli olmaksızın su teması ile tetiklenen nadir bir tablodur. Gövdenin üst kısmında 1-2 mm kabartılar şeklinde kendini gösterir. Sıklıkla izole olgular olarak ortaya çıksa da ailesel olgular da bildirilmiştir.

Tanı, 20-30 dk boyunca vücudun üst kısım cildinin 35-37 °C su ile ıslatılarak doğrulanır. Akuajenik kaşıntı, soğuk ürtikeri, sıcak ürtikeri ve kolinerjik ürtikerden ayırt edilmelidir. Bu hastalığın tedavisinde genellikle antihistaminikler, UV tedavisi ve koruyucu kremler kullanılır.

Fiziksel Ürtikerleri Özetleyecek Olursak;

Fiziksel ürtikerler, hastanın normal yaşamına empoze edilen bir dizi kısıtlamaya bağlı olarak zorlayıcı olabilen kronik indüklenebilir ürtikerlerin sık görülen tiplerindendir.

Diğer kronik ürtiker tipleri ile de ilişkili olabilir ve bir hastada fiziksel ürtikerin birden fazla şekli görülebilir.

Fiziksel ürtiker kötü prognoz ve hastalık süresi ile ilişkilidir ve etkilenen kişinin yaşam kalitesini düşürür.

Fiziksel ürtikerin en sık görülen alt tipleri dermografizm ve gecikmiş basınç ürtikeridir.

Spesifik provokasyon testleri (basınç, soğuk, sıcak, güneş ışığı, vibrasyon) ile farklı alt tiplerin tanısı konabilir ve yönetimi de kronik ürtikerin diğer formlarında anlatıldığı gibi tüm kaçınma önlemlerini alma, nonsedatif antihistaminikler ile farmakoterapi ve refraktör olgularda alternatif ilaçları içerir.

Fiziksel ürtikerlerin klinik özellikleri

Fiziksel ürtikerli hastaların araştırılmasında kullanılan tanı yöntemleri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

,

Çocuklarda Kronik Ürtiker

Ürtiker kaşıntı, etrafı kızarık ortası açık renkli farklı büyüklüklerde olan plaklar ve bazen de anjioödemin eşlik ettiği en sık görülen cilt hastalıklarından biridir. Çocuklarda ürtiker sıklıkla tek bir defa olur ve birkaç gün veya birkaç hafta sürüp düzelen bir durum olmasına ragmen bazen uzun sure düzelmeyebilir. Çocuklarda tüm ürtikerleri birlikte değerlendirince sıklığı %3 ile %6 arasındadır. Kronik ürtiker görülme sıklığı ise kesin belli değildir. İngilterede yapılan çalışmada %0.1-0.3, Ispanya’daki 14 yaşın altındaki acil servise başvuran çocuklarda %18, Tayland’daki çocuklarda %13 olarak bildirilmiştir.

Cinsiyet kronik ürtiker görülme olasılığını etkiliyor mu?

Kronik ürtiker görülme olasılığınde cinsiyetin önemi çocuklarda yoktur. YYetişkinlerde ise kadınlarda erkeklere göre 2 kat daha fazla görülür. Çocuklarda kronik ürtiker görülme yaşı ortalama 4 yaşdır. Yaşa göre kronik ürtiker görülme olasılığını gösteren çalışma yoktur.

Ürtikerin çeşitleri ve ciddiyeti

Ürtiker kaşıntı, etrafı kızarık, ortası kabarık farklı büyüklükte plaklar ve bazen de anjioödemle kendini gösteren bir durumdur. Ürtiker plakları 2 ile 24 saat içinde düzelir. Anjioödem ise yaklaşık 72 saat devam etmektedir. Anjioödemin görüldüğü durumlarda kaşıntıya göre ağrı daha ön plandadır.

Çocukların yaklaşık %78’inde sadece kaşıntılı plaklar görülür, %15’inde kaşıntılı plaklar ve anjioödem görülür ve tek başına anjioödem görülme durumu ise %6.6’dır.

Ürtiker çeşitleri ürtikerin düzelme süresi ve özel çeşitli tetikleyiclerle uyarılıp uyarılmamasına göre yapılmaktadır.

Tetikleyici faktörlere göre ürtiker tipleri

Herhengi bir tetikleyici faktör olamdan ürtikerin ortaya çıkmasına spontan ürtiker denilirken herhangi bir fiziksel veya fiziksel olmayan tetikleyici faktörle tetiklenebilmesine uayarılabilen ürtiker (sıklıkla fiziksel ürtiker olarak bilinir) denilmektedir.

Ürtikerin düzelme süresine göre ürtiker tipleri

Akut ürtiker denilince 6 haftadan daha kısa sure içinde düzelen ürtikerlere denilir. 6 haftadan daha uzun sürenlere de kronik ürtiker denilmektedir.

Bazı inflamatuar hastalıkların bir bulgusu olarak da kaşıntılı kızarıklık görülebilir. Bu hastalıklar;

-Ürtikerya pigmentoza,

-Ürtikeryel vaskülitler,

-Otoinflmatuar sendrom (kriyoprinle ilişkili peryodik sendrom),

-Non-mast hücreye bağlı anjioödem (heriditer anjioödem ve ilacın tetiklediği anjioödem)

Bu hastalıklar farklı mekanizmalarla geliştiği için ürtikerin alt tipleri olarak sınıflanamaz. Bununla birlikte bu durumlar ürtiker durumlarında ayırıcı tanıda düşünülmelidir.

Ürtiker ciddiyeti nasıl değerlendirilir?

Spontan ürtiker hastalık aktivitesi ürtiker belirtilerne göre değerlendirilen ürtiker aktivite skoru 7 ile değerlendirilmelidir. Ürtiker ciddiyet skoru birkaç gün için günlük skora göre değerlendirilir.

Ürtiker aktivite skoru 7

Skor Plaklar Kaşıntı
0 Normal yok yok
1 Hafif 24 saatte 20 plaktan az hafif
2 Orta 24 saatte 20-50 plak Hafif sıkıntı var ancak uyku ve iş aktivitesi etkilenmemiş
3 Ciddi 24 saatte 50 den fazla plak veya büyük alanları kaplayan plaklar Ciddi kaşıntı nedeniyle uyku ve iş aktivitesi bozulmuş


Kronik ürtikerin nedenleri nelerdir?

Birçok neden kronik ürtiker nedeni olabilir. Çocuklarda kronik ürtikerin nedenin bulunma olasılığı %20 ile %50 arasındadır. Nedeni bulunan kronik ürtikerlerin çoğu uyarılabilen ürtikerlerdir ve bunlar sıklıkla kolinerjik, rahatsız edici dermografizm, soğuğa bağlı ve basınca bağlı ürtikerdir.

Spontan kronik ürtiker nedenleri ise infeksiyonlar, besinler, besin katkı maddeleri, ilaçlar, otoimmun reaktiivite, otoimmun hastalıklardır.

Kronik ürtiker nedeni olarak infeksiyonlar

İnfeksiyonlar çocuklarda ürtiker nedeni olarak rolü önemlidir. Ürtiker vakaların yaklaşık yarısından fazlasında infeksiyonlar tespit edilmiştir. Viral üst solunum yolu enfeksiyonları ve barsak infeksiyonları çok sıklıkla ürtiker nedeni olabilmektedir. Genellikle infeksiyonlar kronik ürtikerin tetiklenmesine neden olmaktadır. Çocuklarda kronik ürtiker nedeni olarak Epstein-Barr virus, mycoplasma, Klamidya veya Helikobakter plori enfeksiyonları tespi edilmektedir. Birkaç çalışmada Helikobakter pylori eradikasyonu ile ürtikerde remisyon oranı artmıştır ancak tedaviden birkaç ay sonra yine relaps görülmüştür Paraziter enfeksiyonlar ve gizli enfeksiyonlar kronik ürtikere neden olabilmektedir. Birkaç çalışmada parazit enfeksiyonu saptananlarda antihelmint tedavi remisyon oranını artırmamıştır. Sonuç olarak kronik ürtiker ve enfeksiyon arasındaki ilişki açık değildir.

Kronik Ürtikerde besinler, katkı maddeleri ve ilaçlar

Havada bulunan alerjenler ürtiker nedeni olarak düşünülmemelidir. Bununla birlikte alerjen içeren gıdalar; örneğin bitki polenleri veya tohum içeren gıdaların ağızdan alınması sonrası tekrarlayan ürtikere neden olabilir. Besinler ile akut ürtiker arasında ilişki gösterilmiştir fakat bu ilişki kronik ürtikerle gösterilmemiştir. Sadace birkaç çalışmada ürtikerli çocukların yaklaşık %10’unda besin alerjisi hikayesi ve spesiifik IgE ile birlikte gösterilmiştir. Kronik ürtikerli hhastaların sadece %7’sinde besin alerjisi neden olarak doğrulanmıştır. Genellikle de istiridye veya karidese bağlı saptanmıştır. Genellikle kronik ürtikerde katkı maddelerine karşı alerji alerjik reaksiyonlardan ziyade yalancı alerjiler düşünülmelidir.

İlaçlar çocuklarda kronik veya akut ürtikere neden olabilir. Antibiotikler ve nonsteroidal antiinflamatuar ilaçlar kronik ürtikerden sorumlu olabilir. Fakat ilaçlar genellile enfeksiyon sırasında reçete edilmektedir ve nedenin hangisi olduğunu saptamak zordur. Bir çalışmada kronik ürtikerli çocuklarda ve ergenlerde aspirin duyarlılığı %10 ile %24 arasında olduğu saptanmıştır.

Otoimmun reaktivite, otoimmun hastalıklar ve diğerleri

Kronik ürtikerde otoreaktivite ilişkilidir. Otology serum testi otoimmun etyolojiyi değerlendirmede genellikle kullanılır. Bu testin duyarlılığı yüksektir ve histamine salınım testleri ile uyum içindedir. IgEye veya IgE resöptörlerine IgG otoantikor ölçümü, bazofil aktivasyon testi genellikle spesifik laboratuvarlarda yapılmaktadır. Bununla birlikte otology serum testi ile IgG otoantikor arasında korelasyon saptanmamıştır.

IgE veya IgE resöptörüne karşı IgG kronik ürtikerli çocukların %40 ile %50’sinde pozitif saptanmıştır. Ancak IgG antikorun negative veya pozitif olması ilaç tedavisinde veya hastalık düzelmesinde farklılığa neden olmamıştır.

Çeşitli otoimmun hastalıklardan tiroid hastalığı, romataid artrit, sistemik lupus eritamatozus, çölyak hastalığı ürtiker ataklarıyla ilişkili bulunan hastalıklardır. Birkaç hastada kronik ürtiker ile malignensi ilişkili bulunmuştur.

Kronik ürtiker belirtileri nelerdir ve ürtiker düzelir mi?

Kızarık kaşıntılı plaklar ve anjioödem bir yerde düzelirken diğer bir bölgede ortaya çıkmaktadır. Kronik kendiliğinden oluşan ürtikerlerde genelde iz kalmadan iyileşir. Uyarıyla oluşan ürtikerler genelde uyarıdan sonra 10-20 dakika içinde ortaya çıkmaktadır ve 1 saat içinde kaybolmaktadır. Gecikmiş basınç ürtikerinde ise uyarıdan daha geç sürede ürtiker ortaya çıkmaktadır. Bazen kendiliğinden oluşan ürtikerli kişilerde aynı zamanda uyarıyla ortaya çıkabilen ürtikerler de görülebilmektedir.

Çocuklarda kronik ürtiker ortaya çıktıktan sonra genellikle 1 yıl içinde 5 çocuktan birinde 3 yıl içinde 2 çocuktan biirnde ve 5 yıl içinde %70 oranında tamamen düzelmektedir.

Ootolog serum testi ve ANA poziitifliği hastalığın devam edip etmeyeceği konusunda bilgi sağlamamaktadır.

Cinsiyet ve yaş kronik ürtikerin düzelip düzelmemesi konusunda etkili değildir.

Çocuklarda kronik fiziksel ürtikerler daha ciddidir ve uzun surer. Genellikle 3 yıl devam etmektedir.

Ürtiker teşhisi nasıl konulur ve hangi testler yapılmalıdır?

Klinik öykü ve muayene bulguları kronik uyarılabilen ürtikeri gösteriyorsa fazla tetkik yapmaya genellikle gerek olmaz. Planlanacak laboratuar tetkikleri muayene ve öyküye bağlı belirlenmektedir. Genellikle karaciğer enzimleri, tam kan sayımı, CRP kan tetkikleri yapılmaktadır. Eğer otoimmun kronik ürtiker düşünülüyorsa ANA, kompleman değerleri, tiroid fonksiyonları yapılması gerekmektedir. Bazı laboratuvar tetkikleri de altta yatan nadir durumlar için gerekebilmektedir.

Besinlere ve besin katkı maddelerine bağlı kronik ürtiker oluşup oluşmadığı öyküye göre yapılmaktadır. Besinlere karşı alerji testleri kandan veya ciltten yapılabilmekle birlikte besin katkı maddeleri ve boylarına karşı non IgE’ye bağlı alerji nedeniyle alerji gelişmesi nedeniyle genelde tespit edilemez.

ANA bağ dokusı hastalığı düşünülüyorsa gereklidir.

Vaskülüt şüphesinde cilt biobsisi gerekmektedir.

Genellikle heriditer veya edinsel C1 inhibitör eksikliği ürtikerle ilişkili değildir. Daha çok sadece anjioödem durumlarında düşünülebilir.

Çeşitli otoimmun hastalıklardan sistemik lupus eritamatozis, dermatomiyozit, polimiyozit, Sjögren’s sendromu kronik ürtikerle ilişki olabilmektedir. Ncak bağ dkusu hastalığı belirtileri yoksa bu hastalıkların serolojik testlerini yapmak zorunlu değildir.

Serum kriyoproteinleri soğuğa bağlı ürtikerli çocuklarda görülme olsalığı düşüktür.

Yakın zamanda viral, bakteriyel ve parazitik enfeksiyonlar öyküye göre değerlendirilmelidir.

Kronik ürtikerli hastalarda hepatit veya herpes enfeksiyonları saptanırsa antiviral tedavinin yeri tartışmalıdır.

Sonuç olarak kronik ürtikerde yapılacak tetkikler hastadan hastaya değişebilmektedir.

Kronik Ürtiker Nasıl Tedavi Edilir?

Çocuklarda kronik ürtiker tedavisinde korunma tedavisi ve tetikleyici faktörler konusunda eğitim önemlidir. İlaç tedavisinde basamak yöntemi uygulanır. Kronik ürtiker tedavisinde anti IgE (Omalizumab) ile yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır.

Kronik Ürtiker Tedavisinde Tetikleyici Faktörlerden Korunma

Antihistaminikler kaşıntı ve kızarıklık teadvisinde etkilidir. Bazı ürtikerli hastalarda asetilsalisilik asit, ibuprofen, metimazol gibi ateş düşürü ve ağrı kesiciler ürtikerli hastalarda alevlenme yapabildiği için kaçınılmaılıdır. Sıkı kıyafetler, stress, fazla sıcak ve soğuk ortamdan kaçınılmalıdır. Katkı maddesi içeren kutu veya paket içindeki gıdalardan kaçınılması faydalı olabilir. Kortikosteroidler tedavide kullanılan diğer önemli bir ilaçtır.

Kronik ürtiker tedavisinde basamak tedavisi vardır.

Kronik ürtiker tedavisinde 1. basamak tedavi

  1. Jenerasyon antihistaminik dediğimiz cetirizine, ebastin, ve loratadin 2 yaş veya daha büyük çocuklarda kullanılabilen etkili antihistaminiklerdir. Levosterizin ise 1 yaş ve daha büyük çocuklarda kullanılabilen bir antihistaminiktir. Fexofenadine ve azelastine 6 yaş üstündeki çocuklarda kullanılabilen antihistaminiklerdir. 1-2 yaş çocuklarda cetirizine 0.25 mg/kg günde 2 kez kullanılabilir.

Kronik ürtiker tedavisinde 2. basamak tedavi

Antihistaminik tedaviye yanıt alınamadığında H1 antihistaminik ilaç tedavi dozu artırılmalıdır. 2. Jenerasyon antihistaminik tedaviye cevap vermeyen çocuklarda H1 antihistaminik tedavinin doz artırılması seçimine alternatif olarak diğer bir 2. jenerasyon antihistaminik ilacın ilave edilmesi veya H2 antihistaminik ilave edilmesi, Lökotrien antihistaminik ilave edilmesi veya yatmadan önce 1. Jenerasyon antihistaminik ilavesi gibi değişik tedavi seçenekleri uygulanabilir. Birinci jenerasyon antihistaminiklerin psikomotor yan etkileri nedeniyle uzun sure kullanılmasından kaçınmak gerekir.

Kronik ürtiker tedavisinde 3. basamak tedavi

Üçün basamak tedavide güçlü antihistaminik tedavilerin dozları hastanın tolere edebildiği maksimum dozlara çıklılması şeklindedir.

Kronik ürtiker tedavisinde 4. basamak tedavi

Kronik Ürtiker Tedavisinde Kortikosteroid Tedavisi

Sistemik kortikosteroidler tedaviye cevapsız kronik ürtiker durumunda sıklıkla kullanılmaktadır. Günde 2 kez 1 mg/kg prednizolon (maksimum total doz: 40 mg) 3 gün için ciddi ürtiker alevlenmelerinde kullanılabilir. Oral kortikosteroidler maksimum ikinci jenerasyon antihistaminik kullanımına ilave olarak 1. Jenererasyon antihistaminik ve anti lökotrien ilaç tedavisi kombinasyonu teavisinin etkileri başlayıncaya kadar verilebilir.

Kortikosteroidler birinci basamak tedaviye cevap vermeyen fiziksel ürtikerli hastalarda etkili değildir. Kortikosteroidler gecikmiş basınç ürtikerli hastalarda etkilidir fakat bu hastalarda gereksiz aşırı kullanımından kaçınmak gereklidir.

Kronik Ürtiker Tedavisinde Sikosporin Tedavisi

Bazı kronik ürtikerli hastalarda üçüncü basamak tedaviye ragmen klinik yanıt alınamayabilir. Bu hastalarda sikosporin tedavisi 4-6 mg/kg/gün siklosporin tedavi yatişkin hastalarda etkili olabilir ancak hipertansiyon ve böbreklere zararlı etki potansiyeli yüzünden kullanımı çok sınırlıdır.

Kronik Ürtiker Tedavisinde Anti IgE Tedavisi (Omalizumab Tedavisi)

Kronik ürtiker tedavisinde içincü basamak basamak tedavi seçenekleri ile de şikayetler kontrol altına alınmazsa Anti IgE tedavisi olarak bilinen Omalizumab tedavisi düşünülebilir. Yapılan çalışmaların sonucunda yüz güldürücü sonuçlar elde edilmiştir ve önemli bir yan etkisi de bildirilmemiştir.

Omalizumab tedavisi 12 yaş ve daha büyük çocuklarda kullanılabilen tedavidir. Tedavi 150 veya 300 mg dozlarında uygulanabilir.

Çocuklarda kronik ürtiker ve siklosporin tedavisinin etkinliği için yeterince çalışma olmamakla birlikte yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Anti IgE tedavsi(Omalizumab tedavisi) mutlaka 18 yaşına kadar olan çocuklarda çocuk alerji uzmanları ve 18 yaşından büyüklerde yetişkin alerji uzanlarınca değerlendiirlip yapılması faydalı olacaktır.

Kronik Ürtiker Tedavisinde Alternatif İlaçlar

Birçok alternative ilaçlar kronik ürtiker tedavisinde kullanılmaktadır. İmmunomodülotör ajanlar kullanımı araştırılmaktadır. Hidroksiklorakin, ulfasalazin, kalsişisin, dapson, mykofenilat ve intravenöz immungloulin tedavileri diğer tedavilere cevap vermeyen kronik otoimmun ürtikerde kullanılabilmektedir.

Sonuç olarak Bu yazı çocuklarda kronik ürtiker teşhisi ve tedavisi hakkındaki son gelişmeler ışığı altında yazılmıştır. Bu yazıdan çıkardığımız bilgileri özetleyecek olursak;

-Kornik ürtiker denilince 6 haftadan daha uzun süren kaşıntı kızarıklıklık ve bazen de anjioödemin eşlik ettiği ürtiker aklımıza gelmelidir.

-Spontan yani kendiliğinden gelişen ürtiker denilince de herhangi bir tetikleyici faktörün olmadığı ürtiker aklımıza gelmelidir

-Kronik ürtiker çocuklarda %01 ile %0.3 oranında görülmektedir.

-Öykü ve fizik muayene bulgularına göre gerekli tetkikler yapılmalıdır

-Kaşıntı ve kızarıklığın tedavisinde tetikleyiici faktörlerden kaçınmak ve ikinci jenerasyon antihistaminikler en önemli tedavi şeklidir.

_Kronik ürtiker tedavisinde basamak tedavisi uygulanmaktadır.